
Bu başlığı niye attığımı bilmiyorum, ama çok hoşuma gitti. Elbette ki boşa değil.
Bırakın yazarlığı, öykücülüğü, öğretmenliği; bir okur olarak insan, ülkesinin televizyonlarında, gazetelerinde falan bir yazar adı görünce şöyle dişe dokunur bir eleştiri, değerlendirme okumak istiyor. Zaten, “tenkit etme” mekanizmasının doğru düzgün işlemediği ülkemizde (ki tenkit; yapıtı nakite çevirme, ona bir değer biçme anlamına gelir), düşünceyi düşünceyle tartmak yerine, düşünceyi düşünceyle örtüyoruz. Mantık, akıl, vicdan bunun neresinde?
Günlerdir, Aslı Tohumcu’nun Abis’i konuşuluyor. Ama edebiyat odaklı değil, siyasî kokular saçarak, başka yerlere götürülerek… Ben bir edebiyat öğretmeniyim. Ve lise ikinci sınıfa giden öğrencilerime Aslı Tohumcu kitaplarını ve özellikle de Abis’i önerdim. Çıkan haberler hakkında kendi fikirlerini ortaya koysunlar diye. Ve bunların neredeyse tamamı kız öğrenciler! Ne olacak şimdi?
Eğitim sistemimiz yıllarca hayattan kopuk olmakla eleştirildi. Haklıydı bu eleştiriyi yapanlar. Çünkü öğrenci sorar: “Hocam, iyi de, bu bilgi, bu ders, bu ödev bizim ne işimize yarayacak?” Haklı. Çünkü, bu sorunun cevabının öğrenmeyle doğrudan bir alakası var. İstek olmadan öğrenme olmaz. Bu soruya cevap verilmeli.
Peki, hayatın içinde şiddet, cinsellik, küfür, kavga, kıyamet, kan… yok mu? Cevap evetse eğer, tam da bunları anlatan Abis’in ve yazarının kabahati ne? Çocukların birincil sorusunun en güzel cevabını içinde saklayan bir kitap Abis. “Ne işime yarayacak hocam?” sorusunun en yaşayan, en aktif, en yerinde cevabını saklıyor içinde bu kitap. Şiddet, cinsellik, istismar, küfür hayatımızın göbeğindeyken, bunun anlatılmasının suç sayılması çok tuhaf.
Yıllarca onu okuma, bunu görme, bu ağır gelir-bunu geç, diye diye kafaları maalesef boşaltılmış ve hayattan müthiş bir şekilde soyutlanmış öğrenciler yetiştiren kurumlar hâlinde bugün okullar. Maalesef öyle. Peki, insan yetiştiren insanlar, kendilerini bile yetiştirmekten acizse… hangi suyla hangi yemeği yapacağız?
Öğrencisine eleştirmeyi, soru sormayı öğretmeyen bir eğitim anlayışının yaşayan bir yönü yoktur. Soru sorma ve karar verme işini sadece öğretmenlere bırakıp, öğrencilerin soru sorma, özgür ve öznel cevabını verme, eleştirme, akıl yürütme ve en önemlisi seçme becerisini/hakkını hiçe sayan bir düşünce (varsa tabi) sistemi, kime neyi nasıl anlatabilir ki?
Gittiğim okulda bir buçuk ay boyunca girdiğim derslerde edebiyatın ne olduğunu, hayatımızdaki yerini, “insanlık durumu”nun ne demek olduğunu, edebiyatın bununla ilişkisini, estetize etmenin ne demek olduğunu…anlatmaya çalıştım. Kısa sürede şunu fark ettim: öğrenciler ‘dinlenmek’ istiyorlar. Birilerinin, onların düşüncelerini önemsemesini istiyorlar. Bütün mesele bu işte. Kendi okuyacağı kitabı kendisi seçemeyen, karar verme mekanizması çökertilen gençlerin, yarın öbür gün bu ülke yönetiminde rol alacak olmaları ne anlama geliyor? Yorum yapabilecek olan var mı?
Öğrencilere hâlâ Galileo fiziği anlatılıyor okullarda. Atomun anasını ağlattı modern fizik, biz atomu hâlâ en küçük yapı taşı olarak anlatıyoruz okullarda. Hızla, okyanusun en dibine, güneş girmeyen karanlıklara çekiyoruz gençleri. Yani tam da Abis’e… Ama gelin görün ki Abis yasak!
Rahatsız olmaktan neden bu kadar korkuyoruz? Değişim, rahatsız olmakla başlar. Rahatsız olmayan insan hiçbir şeyi değiştirmez. Aslı Tohumcu kitapları da tam olarak bu rahatsızlığı sunuyor işte. Neden korkuyoruz ki?
Suç ve Ceza’da da cinayet yok mu? Mehmet Rauf ‘un Eylül’ünde piyano başı erotizmi yok mu? Ona ne diyeceğiz? Lise Tanzimat edebiyatı derslerinde neden hiçbir millî eğitim kaynağı Beşir Fuad’ı anlatmıyor? İntihar ettiği için mi? Döneminin düşünce sistemini rahatsız ettiği için mi? O zaman sayın Tohumcu’dan rica ediyorum, lütfen Abis’ini ve diğerlerini alıp intihar etsin. Ne de olsa öyle de okunması istenmiyor, böyle de! İki asır geçmiş nerdeyse, değişen hiçbir şey yok!
Biraz gülsem iyi gelecek. Günlerdir yeterince kasıldım.
Gökhan YILMAZ